"81 YILDA DEVRİ ALEM"

Her “Beyin Göçü” haberi yayımlandığında,

“Nasıl oldu da elimizde tutmadık” “Bu ülkede zaten bilime değer verilmiyor” söylemlerini etrafımızda bolca duyarız. Son zamanlarda benim de bu şekilde serzenişlerime sebep olan bir bilim insanının hayatından birkaç sayfa kaleme alarak belki yurt dışında yaşamayı kafasına koyan bir gencimize vereceği kararın önemini hatırlatmış oluruz.

Kararının sadece hayatı farklı bir coğrafyada geçirmekten öte olduğunu anlaması ve artık 20 li yaşlarda bir gençten çok, aslında koskoca bir “Türkiye temsiliyeti” olduğunu öğrenmesi için başlayalım…

”Eninde sonunda akıl ve bilim galip gelecektir!”

PROF. DR. BEHRAM KURŞUNOĞLU

Behram Kurşunoğlu, 1922 yılında Trabzon/Çaykara’da doğmuştur. Trabzon ”da tamamladığı eğitimi sonrası 1942’de İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Matematik-Astronomi Bölümü’ne girmiştir. Milli Eğitim Bakanlığı’nın açtığı bir sınavı kazanarak, üçüncü sınıfta iken yükseköğrenim yapmak üzere İngiltere’ye gönderilmiştir. Edinburgh Üniversitesi’ni bitirmiş ve 1949’da lisans derecesini almıştır. 1952’de de Cambridge Üniversitesi’nde doktorasını tamamlamıştır.

Buraya kadar her şey normal görünüyor. Türk gencine yakışır şekilde eğitimini tamamlamış ve 30 yaşında ABD de doktor unvanını elde etmiştir.

Peki, neden bizim yazımıza konuk oldu?

Sadece Trabzon’da doğmuş olmak bir yazının ana temasını oluşturmaya yetmez. Gelelim Behram Kurşunoğlu’nun bahse değer çalışmalarına!

Kurşunoğlu için eğitim gezgini desek yanlış bir tanım yapmış olmayız sanırım.

Türkiye, İngiltere, ABD ve Rusya gibi ülkelerin üniversitelerinde görev yapmış ve 1952-1968 yılları arasında birçok ödül almıştı. Yine de bu kadar akademik başarı ile Türkiye genelinde haber olma başarısına nail olamamıştı.

Aslında büyük işler yapıp haber olamama, normal vatandaşın bilgi hazinesine dâhil edilememe durumu bizde uzun yıllardan beridir süregelmekte demek ki. Prof. Dr. Aziz Sancar’ı Nobel ödülü alana kadar tanımıyor olmamızı medyatik malzeme vermemesine bağlayacağız ne yazık ki.

Zaten Profesör nasıl medyatik malzeme olsun ki demeyin Prof. Dr. Canan Karatay’ı Trabzon’un köyündeki 85 yaşında babaannem tanıyor. O konuya hiç girmeyelim, rotamızı tekrar Türk bilim kahramanımıza çevirelim isterseniz.

Behram Kurşunoğlu’nu karşıma çıkaran şey, ne 30 yaşında doktor unvanını alması ne de Trabzon’dan İngiltere’ye oradan da ABD ye açılması idi.

Kurşunoğlu Doktora çalışmasını yapmaya başladığı andan itibaren 31 yaşına kadar yazmış olduğu mektuplar sonucu buluştuğu kişi ile birlikte karşıma öyle bir fotoğrafla çıktı ki, nasıl olur da bilmeyiz demekten kendimi alamadım.

O dönemde sevgilisine ya da Trabzon’da bıraktığı ailesine mektuplar yazar mıydı bilmiyoruz ama ünlü bilim insanına usanmadan yaptığı çalışmalardan bahsetmek için yazıyor da yazıyordu.

İşte hayalimde canlanan o dönemin haber başlığı;

“Albert EİNSTEİN Türk Bilim insanı Behram Kurşunoğlu İle 4 saat görüştü”.

Henüz 1 yıl önce profesör olan Kurşunoğlu 31 yaşında iken 74 yaşındaki Einstein’ın dikkatini çekmeyi başarmıştı!

Yukarıdaki belgede biraz zor okunsa da EİNSTEİN ”İkimizden biri muhtemelen doğru. Senin teorin benimkinden daha kapsamlı. Fakat zaman gösterecek.” diye Behram Kurşunoğlu’na hitap ediyor ve sonunda görüşme talebini kabul ediyordu.

İşte beni şaşkına çeviren fotoğraf

Trabzon Çaykaralı Kurşunoğlu (31) ve Albert EİNSTEİN (74)

Kurşunoğlu görüşme sırasında Einstein’ı etkilemiş olacak ki, Albert Einstein ve Erwin Schrödinger ile birlikte “Simetrik olmayan yerçekimi kuramları” üzerinde önemli çalışmalarda birlikte çalışma şansını yakalamıştır.

1952 yılında Kurşunoğlu-Einstein görüşmesi yapılırken yaşlı bilim insanının ölmeden önceki son 3 yılı olduğunu iki tarafta bilmiyordu. Ünlü bilim insanı 1955 senesinde ABD'de Princeton'da hayatını bir iç kanama sonrası kaybedecekti.

Einstein’ın hayatını kaybettiğinde Kurşunoğlu’nun önünde daha bilime adayacağı uzun yıllar vardır. Kahramanımız öğrencilik yıllarında, Nejat Veziroğlu ile tanışmıştır. “Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim” atasözünü doğrularcasına ikisi de yıllar içinde adlarından çokça söz ettirecek birer bilim insanı olarak hayatlarına devam edeceklerdir.

Kurşunoğlu, Nejat Veziroğlu’yla giderek artan dostluklarının da etkisiyle 1962’de Miami Üniversitesi’nin Makine Mühendisliği Bölümü’ne Veziroğlu’nun profesör olarak atanmasında etkin rol oynamıştır.

Nejat Veziroğlu’ndan neden bahsettik?

Veziroğlu/Kurşunoğlu ikilisi üniversitede öyle işler yapmıştır ki Miami üniversitesi Mütevelli heyeti Başkanının soyadını tam olmasa da yarısını değiştirmişlerdir

İkilinin çalışmalarından çok memnun olan dönemin Başkanı Dr. Henry King Stanford, üniversite içinde ve diğer konuşmalarında “Amerika, Türk müttefikine Marshall Planı adı altında büyük parasal yardım yapmaktadır, fakat Türkiye Amerika’ya daha büyük yardım yapıyor. Bu da Dr. Kurşunoğlu ve Dr. Veziroğlu gibi beyinlerdir.” demekle kalmamış, soyadına “oğlu” ifadesini ekleyerek Miami Üniversitesi’nde kendisi ile birlikte artık üç “Türk ”ün olduğunu da vurgulamıştır. (Kurşunoğlu, Veziroğlu ve Stanfordoğlu).

 

Şimdi bu kadar şeyi neden okuduk?

Zaten Türkiye’ye bile faydası olmamış ki diyen okurlar için;

Memleket sevdası için tüm görevlerini bırakıp Trabzon’a askerlik hizmeti için geri döndüğünü,

Rahmetli Erdal İnönü’nün de çabaları ile Ankara üniversitede çalışmalarına devam etmek için çok çaba sarf ettiğini ancak bir şekilde engellendiğini uzun uzun anlatsak, fayda eder mi? Bilemedim.

Yıllarca mektuplar yazarak görüşmeye çalıştığı Einstein, görüşmenin sonunda Kurşunoğlu’na “Türkiye’ye dönünce ne yapacaksın?”,diye sorduğunda;

“Askerlik hizmetini yerine getireceğim, ardından da Türkiye’de bir üniversitenin çalışmalarıma imkân sağlaması durumunda, yurt dışı ile irtibat halinde projeler üretmeyi planlıyorum” diyerek, Einstein’ın zihninde “ Türkiye’nin nasıl bir ülke?” sorusunu canlanmasına sebep olmuş mudur sizce?

Kurşunoğlu büyük bir heyecan ile Einstein’a bile anlattığı, doğduğu topraklarda hizmet etme aşkı çeşitli yollarla engellenmiş olsa da “Türkiye'nin en üst seviyeye ulaşması için bir ilim seferberliğine girişmesi gerek. Bunun teknolojiye paralel gitmesi lazım ki, böylece kendi tankımızı, uçağımızı da imal edebilir hale gelelim. Bunu başarabilirsek 20 yılda Japonya gibi olabiliriz. Söylediklerim hayal gibi gelmesin. 1939–1940 yılında İstanbul-Erzurum demiryolu yapıldı. Gece gündüz çalışılarak bitirildi. Bu dünyada en hızlı bitirilen demiryolu idi. Eğer yurt dışındaki bilim insanlarımız Türkiye'ye döner, ilmî seferberliğe iştirak ederlerse bu iş başarılır. Tek çözüm topluca ana vatana dönmemiz." düşüncesini her platformda söylemekten vazgeçmemiştir.

Behram Kurşunoğlu’nun Türkiye’den ayrılışı her ne kadar Beyin Göçü olarak nitelendirilse de;

Türkiye’de kalsa bilime bu kadar hizmet edebilecek miydi?

Yoksa siyasi çekişmeler ve koltuk sevdalısı akademisyenler arasında hayatından bezdirilecek miydi? Soruları ile zihnimizde bir gelgit yaşanmıyor da değil hani.

Prof. Dr. Behram Kurşunoğlu’nu anlatmaya devam edeyim desem, yüzlerce sayfa yazsam bitmeyecek biliyorum.

Türkiye sınırları içerisinde olmasa da ABD’de Türkiye’yi mükemmel temsil ettiği gerçeğini tarih yazmaya devam edecektir.

www.ozcandemir.net

 

"81 YILDA DEVRİ ALEM" Resim 1
"81 YILDA DEVRİ ALEM" Resim 2
"81 YILDA DEVRİ ALEM" Resim 3
Bu yazı toplamda 1115 kere görüntülenmiştir.